Copyright © 2014 - Tamer Baran - Tüm Hakları Saklıdır.
Bu blogta yer alan yazılar (içerik), 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince eser sahibi olan Tamer Baran'a aittir. Söz konusu içerik eser sahibinin izni olmadan kopyalanamaz,yayınlanamaz...

5 Kasım 2016 Cumartesi

Dünden Sonra Yarından Önce

Kendi özgü bir yapısı, özel de bir hayran kitlesi olan filmlerimizden biri...


Yıllar sonra tekrar izlediğimde Eriş Akman'ın senaryosunun ne kadar “öğretici” olduğunu fark edip şaşırdım: “Bir ilişkide uzak durulması gereken hatalar” başlıklı bir kitabı okur gibi, notlar alarak izlemenizi öneririm; kadının (Zuhal Olcay) hayat içindeki duruşu ve hedefleri neler, bu yaşam biçimi erkeğin (Akman) duruşuna ne kadar uyuyor, aralarındaki uyumsuzluk neden ve nasıl büyüyor, bunları inceleyerek ilişkilerinize dair çok şey öğrenebilirsiniz.

Akman, Olcay ve Sedef Ecer'in oyunculuğu ve Nisan Akman'ın yönetmenliği de senaryo kadar usta işi ve dengeli...

31 Ekim 2016 Pazartesi

Şehrin Prensi

Devletteki yozlaşmaya dair bir film...


New York'ta özellikle narkotik dedektifleri kirli işlere bulaşmakta, örneğin rüşvet karşılığı suçluları salıvermekte veya baskında ele geçirdikleri parayı aralarında paylaşmaktadırlar. Aralarından biri vicdanının (ve ailesinin) baskısına dayanamaz, yetkililerle işbirliği yaparak ne gibi suçların işlendiğini anlatmaya başlar.
“12 Angry Men / 12 Öfkeli Adam”, “Network / Şebeke”, “Serpico”, “The Dog Day Afternoon / Köpeklerin Günü” gibi unutulmaz sosyal/siyasi gerilimlerin ustası Sidney Lumet yine çok dengeli, sakin, olguları belgeselci titizliğiyle inceleyerek içinde yaşadığı topluma ve devlete ayna tutuyor.
“The Prince of the City”nin uyarlama senaryo dalında Oskara aday gösterildiğini de belirtelim.

30 Ekim 2016 Pazar

What

Polanski'nin komedilerini de ("Pirates / Korsanlar" ve "The Fearless Vampire Killers / Korkusuz Vampir Avcıları") izlenmesi gerekenler listesine koymakta yarar vardır, eğer bunu yapacaksanız -hakkındaki olumsuz eleştirilere kulak tıkayıp- "Che? / What?"a da zaman ayırmayı ihmal etmeyin.
Çünkü bu film, adını andığımız kardeşleri gibi genelde eğlenceli, yer yer hayli absürd ve tabii ki usta işi ama onlardan ayrılan bir başka yönü daha var: "Che?" aslında bir “Alis Harikalar Diyarında” uyarlaması. Romanın cinsellikle ilgili (ve hiç üzerinde durulmayan) yönlerini açığa çıkardığı için övgüler derlemiş, ama gişede başarısız olduğu, eleştirmenlerce de beğenilmediği için diğer Polanski filmleri kadar tanınmamış bir eser.
Filmin seyirciyle konuşması” (yani seyirciyi yabancılaştırıp, ona bir film izlediğini, üstelik birkaç kez hatırlatması) 1970'li yıllar seyircisine fazla tuhaf gelmiş de olabilir. Oysa film ortalama seyircinin “ne abi bu?” cinsinden bir tepki vereceğini de tahmin ederek, “başka bir gözle” izlenmesi gerektiğini daha en baştan, adıyla söylüyor, ilgili herkesi (eleştirmenler, akademisyenler, analistler) uyarıyor. Bu açıdan bakıldığında çok özel ve değerli bir sanat yapıtı...

Ki zaten sadece Marcello Mastroianni'nin oyunculuğu için bile izlenmeli.